ALTIN
DOLAR
EURO
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Sağanak Yağışlı

BAVUL

12.12.2020
145
A+
A-
BAVUL

Bir insan hiç heyecan duymadan, hiçbir şeye heves etmeden öyle dümdüz ne kadar yaşayabilir? Hayata karşı, eşine, ailesine, işine karşı hiçbir heyecan kıpırtısı duymadan nereye kadar dayanabilir? Çok uzun bir süre bu kadar düz yaşadığının farkında bile değildi. Daha doğrusu normal olanın bu olduğunu düşünürdü. Herkes para için çalışırdı, tek amacı yaşayabilecek kadar para kazanıp kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek olduğu ve işine karşı hiçbir tutku duymadığı için işe her sabah erinerek giderdi. Herkes ailesine ailesi olduğu için katlanırdı, annesini babasını ya da kardeşlerini laf etmesinler neden aramadığını sorup moral bozmasınlar diye arar belli zamanlarda da ziyaret ederdi. Herkes düzenli bir evi, çoluğu çocuğu olsun, ideal toplum düzeninin şartlarını yerine getirsin ve toplumdan dışlanmasın diye evlenirdi. Yani her şey ideal hayat akışına uyduğu sürece heyecan duymaya, bir şeyler için hayal kurmaya, geceni gündüzüne katıp çalışıp didinmeye, var olan düzeni bozmaya ne gerek vardı ki?

Onun hayatı her zaman tıkır tıkır işleyen bir saat gibiydi. Olması gerektiği gibi… Liseden mezun olup ilk senesinde üniversiteyi kazanıp tam mezun olması gereken zamanda mezun olup, mucizevi şekilde hemen iş buldu. Bir sene kadar çalışıp arkadaşları vasıtası ile tanıştığı hanım hanımcık bir kızla kısa süreli bir ilişkiden sonra evlilik için adımlar atmaya başladı. Bir sene süren nişanlılıktan sonra geleneklere uyan bir düğünle ‘dünya evine girip’ mutlu mesut yaşadılar. Bir sene sonra ilk çocukları, ilk çocuklarından üç sene sonra da ikinci çocukları dünyaya geldi.

Rutin bir hayatı vardı ve bu onun için bulunmaz bir nimetti. En sevdiği aktivite olan iş sonrası televizyon karşısında uyuklamaktan başka bir hobisi yoktu. Babası gibi televizyon karşısında uyuklar, eşi de aynı annesinin yaptığı gibi ona meyve soyardı. Tam bir ideal aile… Böyle anlatınca çok boş bir hayat gibi gelmesin, senede bir mutlaka yaylaya tatile giderlerdi. Hatta bir defasında Ege’ye götürmüştü çocukları. Çocuklar için fazla yorucu olduğu için tatili yarıda kesmişlerdi ama olsun neticede görmüşlerdi oraları.

Hayat alıştığı ve mutlu olduğu rutininde giderken, kötü geçen bir iş gününün ardından eve geçmeden önce evin yakınlarındaki parkta biraz oturup nefes almak istedi. Genel olarak sakin bir insan olduğundan ve çocuklarının karşısında sinirli bir baba figürü çizmek istemediğinden sakinleşmesi gerekiyordu. Parka giderken pek yapmadığı bir şey yapıp parkın girişindeki büfeden bir bira biraz da tuzlu fıstık aldı. Hafif sıcak olan bu havada buz gibi bira iyi gelecekti. İnsanların seyrek olduğu kuytu bir yerde bir bank buldu kendine. Oturup biraz etrafı izledi. Gözlerini kapatıp iş yerindeki seminerde öğrettikleri nefes egzersizlerini yapmaya çalıştı. Nefes alıp vermeye odaklanmışken ortalığı inleten gür bir kahkaha duyup açtı gözlerini. Sağına soluna bakıp bu dolu dolu kahkahanın kaynağını bulmaya çalıştı ama görünürde kimse yoktu. Biraz sonra çalıların arasında köpeğiyle oynayan bir kadın olduğunu gördü. Oyuncaklarını paylaşamayan iki küçük kardeşe benziyorlardı. Çimlerde yuvarlanmaktan kadının pantolonu yeşil lekelerle, köpeğin uzun tüylerinin içi de kuru yapraklarla dolmuştu. Bir süre daha birbirlerini kovalayıp yerlerde yuvarlandıktan sonra kadın sırtüstü çimlere yatıp kocaman bir gülümsemeyle nefesini düzene sokmaya çalışarak gökyüzünü seyretti. Onu gören köpeği de çenesini kadının karnına koyarak uzandı. Göremiyordu ama köpeğin de gülümsediğine yemin edebilirdi. Kadının uzanmış köpeğini okşadığı o an garip bir huzur hissi veriyordu. Sakinleştiğini hissediyordu. Birasını açıp yudumlamaya başladı. Köpek burnuyla sahibinin karnını dürttü o sırada, kadın gıdıklanmış olacak ki o muhteşem kahkahasını attı yine.

Düşündü. En son ne zaman böyle dolu dolu, içten, sesinin ne kadar çıktığını ya da nasıl göründüğünü hiç önemsemeden kahkaha atmıştı? Galiba hiçbir zaman… Ne zaman bu kadar heyecanla ve sevinçle eğlenmişti? Cevap yine aynı… Hayatı sorgulamaya başlamıştı ki, telefonu çaldı. Patronunun aradığını gördü ve hayatında ilk defa (biranın verdiği ufak rahatlamanın ve cesaretin de etkisiyle) patronunun aramasını reddetti. Bu ânı kimsenin bozmasını istemiyordu.

Kafasını kaldırıp izlediği manzaraya baktı tekrar ve kadınla göz göze geldi. Telefonun sesi onu ele vermiş olacaktı. İstemsizce gülümseyerek kadının duyabileceği kadar yüksek bir sesle ‘çok tatlı bir köpek’ diye seslendi. Cümle biter bitmez de utandı. Başka söz mü kalmamıştı? Bu ne saçma bir iltifattı böyle. Ama kadın onun aksine içten bir gülümsemeyle karşılık verip ‘yakışıklıdır oğlum’ diye gözle görünür bir gururla cevap verdi. Yerden kalkıp üstünü silkeledi kadın, köpeğinin tasmasını da alıp yavaşça yürümeye başladı. Gülümseyerek ona ‘iyi akşamlar’ diye seslendi ve gitti. Onlar gözden kaybolana kadar arkalarından baktı. Hipnotize olmuş gibiydi. Sabahki sinirinden eser kalmamıştı ama kafasına bir sürü soru üşüşmüş, hayatında eksik olan tüm duygular kalbine dolmuştu. Birasını bitirmiş son kalan birkaç fıstığı da ağzına atarken eve gitmesi gerektiğini hatırlatıyordu kendine. Ama bedeni bu uyarıya tepki veremeyecek kadar bitkindi. Şimdi tam da bu bankın üzerine uzanıp uyumak sabaha kadar da kalkmamak istedi. Sonra sorumlulukları, eşi, çocukları geldi aklına. Bir gayret kalkıp evine doğru yürümeye başladı. Yol boyu sordu kendine. ‘Ben aslında ne istiyorum?’

Hiçbir cevap bulamadı bu soruya. Hatta yargıladı kendini. Kaç yaşında adam, boyunca çocukları var, bu saatten sonra hayalcilik mi oynayacaktı? Daha neler!

Apartmanın girişine geldi. Anahtarıyla kapıyı açarken bir şimşek çaktı kafasında. Gezmek istiyordu. Yeni yerler görmek, çocuklar eğleniyor mu aç mı diye düşünmeden, onlar eğlensin diye oyun parklarından çıkılmayan değil aklına neresi geliyorsa oraya gideceği kadar özgür bir tatil istiyordu. Tek başına belki, belki eşiyle… Hiç fark etmezdi. İçinde duvarların arasına sıkışmış da çıkmak için sağı solu tekmeliyormuşçasına bir isyan duygusu yerleşmişti. Kalkıp gitmek, neresi olursa olsun yola çıkmak istiyor, hayatı boyunca duymadığı bir açlık duyuyordu bu fikre. Kalbi çarpıyordu, heyecandan boğazı kurumuş avuç içleri terlemişti. Koşar gibi çıktı merdivenleri, içindeki adrenalin asansör bekleyemeyecek kadar fazlaydı. Eve girer girmez hızlıca mutfağa, eşinin yanına gitti. Öyle nefes nefeseydi ki, ürktü kadın. Sakinleşmeye çalışarak yaşadığı küçük aydınlanmayı anlattı ona, sesinde oynadığı oyunu kazanan ve bunu annesine anlatan bir çocuğun heyecanı tınlıyordu. Kafasında planı kurmuştu bile. Çocukları annesine bırakacak, arabayla çıkacaklardı. Yer, yön, rezervasyon… Hiçbir şey olmadan sadece gideceklerdi. Yıllardır çalıştığı ve hiç harcamadığı için birikmiş biraz paraları da vardı. Kendi heyecanından sıyrılıp bir anda karşısındaki yüzü fark etti. Tiksintiyle karışık bir korku vardı o yüzde. ‘Heyecanlanmadın mı?’ diye sordu cevabı görebildiği halde. Karısı birden bunun çok zor olduğundan, çocukları bırakıp gidemeyeceklerinden yakınmaya başladı. Son cümlesi çok can yakıcıydı. ‘Bizden geçti artık böyle şeyler.’

Bu cümle dönüp durdu beyninde. Sıra ona ne zaman gelmişti de şimdi geçmişti? Kim karar veriyordu buna? İnsan ruhu yaşla ölçülmezdi ki. Bundan önceki yaşlarında 70 yaşında bir emekli gibi hissediyordu belki ama şimdi öyle değildi ki. Damarlarında deli bir kan akıyordu senelerden sonra ilk defa ve bu fırsatı sırf yaşı ilerlediği için tepmek, içindeki heyecanı söndürmek istemiyordu.

Karısına bunları uygun bir dille anlattıktan sonra küçük bir bavul yaptı kendine. Sadece 3 günlüğüne bir yere gideceğini anlattı ev halkına. Çocuklarının her birinin avuç içini öptü tıpkı bebekliklerindeki gibi.

Arabayı çalıştırıp radyoyu açtığında radyoda denk geldiği müzik* eşinin aksine ona duymak istediklerini söylüyordu.

*Müzik önerisi: Evdeki Saat- Uzunlar (V2)

Kaynak: https://simeranya96.blogspot.com/2020/10/bavul.html

Yesenya Bıkmaz
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.