ALTIN 350,71
DOLAR 6,7368
EURO 7,3003
BIST 8,2747
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Sağanak Yağışlı
Kitaplar

Başlangıcındayım Tarihin | Devrim BORAN

24.03.2020
68
A+
A-
Başlangıcındayım Tarihin | Devrim BORAN

Kapatıyorum gözlerimi. Sımsıkı yumup göz kapaklarımı, an’dan sıyrılıyorum. An’dan sıyrılıp, bırakıyorum ruhumu zamanın dingin kollarına. Çağları, çağları aşıyorum. Tarih, bir film şeridi gibi akıyor gözlerimin içinde. Çağları aşıp, başlangıca uzanıyorum.

Ne bilgisayar, ne televizyon, ne telefon, ne de radyo.

Uzay’a çıkılmamış, Ay’a ayak basılmamıştır henüz.

Gökyüzü, şairlerin esin kaynağıdır yalnızca…

Ne Osmanlı, ne Roma, ne Pers, ne de Asur.

İmparatorluklar kurulmamış, yurtlar yağmalanmamıştır henüz.

Yeryüzü, bir kardeşlik sofrasıdır yalnızca…

Ne İsa, ne Musa, ne de Muhammed.

Gökten vahiy inmemiş, tanrı gökyüzüne çıkmamıştır henüz.

İnsan, kul değil, insandır yalnızca…

Ne Babil Kulesi, ne Mısır Piramitleri, ne Rodos Heykeli, ne de Çin Seddi.

Görkemli yapılar çatılmamış, dünya harikalarına kavuşmamıştır henüz.

Duvarlar, barınmak için örülmektedir yalnızca…

Ne Einstein, ne Newton, ne Galileo, ne de Arşimed.

Buluşlar yapılmamış, doğanın gizleri çözülmemiştir henüz.

Karanlıkta bir ışık yanmaktadır yalnızca…

Ne firavun, ne kral, ne padişah, ne de şah.

Sınıflar türememiş, devlet ortaya çıkmamıştır henüz.

İnsanın efendisi, doğadır yalnızca…

Ne Spartacüs,  ne Şeyh Bedrettin, ne Thomas Münzer, ne de Emiliano Zapata.

Özgürlük zincire vurulmamış, kurtarıcılar dünyaya gelmemiştir henüz.

Kavga, doğa ile insan arasındadır yalnızca…

Ne Gılgameş, ne İlyada, ne Nibelungen, ne de Şehname.

Destanlar yazılmamış, kitabeler dikilmemiştir henüz.

Söz, şiirindir yalnızca…

Ve yeniden açıyorum gözlerimi. Zaman,  İsadan Önce’dir. İsadan Önce üçbinli yıllar. Yer, Mezopotamya’dır. Dicle ve Fırat ırmakları arasında kurulan Sümer ülkesi. Yerleşik çiftçi ve göçebe çoban toplulukları hüküm sürmektedir yeryüzünde. Tarım devriminin gerçekleştiği Neolitik Çağ doruk noktasındadır. Ve Neolitik’in bereketli topraklarında döllenen Sümer, adımını atar dünyaya.

Yeniden açıp gözlerimi, Sümer topraklarına ayak basıyorum. Uygarlığın beşiği Sümer Ülkesi’ndeyim. Ve Sümer’in ilk kentlerinden  Nippur’a  uzanıyorum. Nippur, surlarla çevrilmeden öncedir. Bembeyaz bulutların ardında bir görünüp, bir kaybolmakta güneş. Tenimde baharın ılık yeli. Usulca adımlıyorum kentin sokaklarını. Çok geçmeden kentin göbeğine varıyorum. Kıvrım kıvrım daralarak gökyüzüne yükselen bir ziggurat çıkıyor karşıma. Sümerlerin baş tanrısı  ENLİL’in tapınağı! Dokundu dokunacak sanki gökyüzüne. Bir an durup, duvarları kabartmalarla süslü zigguratı izliyorum hayranlıkla. Sonra ağır ağır çıkıyorum merdivenleri. Aslanbaşı işlemeli, çift kanatlı tapınak kapısına varıyorum. Bir definenin kapağına açar gibi, kolu usulca kendime doğru çekip açıyorum kapıyı. Loş bir ışıkla kamaşıyor gözlerim. Gözlerim ışığa alıştıktan sonra Sümerli bir rahip ile göz göze geliyorum. Tapınağın  orta yerinde duruyor bir başına. Mavi gözleri, uzun sakalı, görkemli elbisesi ve bilge tavrıyla ölümsüz bir anıtı andırıyor. Önünde tahtadan bir masa. Masanın üzerinde kilden bir tablet. Bir elinde çivi, diğer elinde çekiç. Öyle düşünceli ki, gözlerinin önündeki beni farketmiyor  bile. Çığır açan Sümer’in gereksinimlerine yanıt ver(e)meyen piktogramların yerini alacak bir buluş üzerinde yoğunlaşmıştır.

İçeri girip kapatıyorum kapıyı. Daracık pencerelerinden günışığı vuran tapınağı incelemeye koyuluyorum. Baştanrı ENLİL’in irili-ufaklı heykelleriyle süslü tapınağın içi. Karanlık bir köşede duran bir tablet yığını ilişiyor gözlerime. Sümerli rahibin bir an içi burkularak baktığı koca bir tablet yığını. Başarısız denemelerinin kahredici kanıtı!  Kısa bir incelemeyle merakımı giderdikten sonra, yeniden Sümerli rahibe çeviriyorum  gözlerimi.

Deneyimleri birikmiş, arayışı bir noktaya varmıştır artık. Aklını ve yüreğini masanın üzerinde duran tablete odaklar. Ve yeniden dener. Tak, tak, tak! Tutukluk yapmamaktadır elleri. Tak, tak, tak! Dilindeki sözü özenle işlemeye başlar tablete. Çekiç sesleri ile doluyor tapınağın içi. Doyumsuz bir şarkıyı dinler gibiyim. İyice yaklaşıyorum masaya. Sümerli rahip buluşuna tanıklık ettiğimin farkında değil hala. Tak, tak, tak ! Ve ‘’AN-Kİ’’ diye yazar.

Başarmıştır sonunda. Aylardır uğraştığı buluşunu gerçekleştirmiştir. Piktogramların yerini almak üzere harfleri bulmuştur. Ve başarmanın verdiği sarhoşlukla kendinden geçip yere yığılır. Yazı bulunmuştur!

Yazı bulunmuş, TARİH başlamıştır artık .

 

Aralık 2006 * İstanbul * devrim BORAN 

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.