ALTIN 283,7748
DOLAR 5,7742
EURO 6,4379
BIST 97.149
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Ayşe Arman ile Elif Şafak edebiyatı katletti / Rana Ulaş

29.01.2019
10
A+
A-
Ayşe Arman ile Elif Şafak edebiyatı katletti / Rana Ulaş
Bu yalnızca bir Elif Şafak ve romanıyla da Ayşe Arman’ın söyleşi eleştirisi değildir. Bir gazetecinin ile bir romancı ile yaptığı söyleşi biçiminin eleştirisidir de. Elbette her üç kısımda nasibini alacak.

Çok mu iddialı oldu, belki ancak biz iddialı olmadıkça kimi insanlar, yazarlar ya da gazeteciler haddini bilemiyor olabilirler.

Geçtiğimiz Pazar, (15 Aralık 2013) Hürriyet’i Pazar ekinde Ayşe Arman’ın Elif Şafak ile söyleşisi yayımlandı. İşte bu söyleşi üzerine söyleyeceklerim.

Ayşe Arman sözlerine “şahane bir roman yazmışsın” diyerek başlıyor. Şahane roman nedir? Bir fikri var mı bilmiyorum, Elif Şafak da “şahane bir roman” nedir diye sormuyor, romanının şahane olduğunu düşündüğünden herhalde. Deli bir emekle yazılmış bir roman olduğunu iddia ediyor Arman, emek olmadan hiçbir edebi yapıtın ortaya çıkamayacağı kesin de Şafak’ın “Ustam ve ben” adlı yeni romanının ne kadar edebi yapıt olduğu bir muamma.

Sorunu olmayan yazar.

Arman, Şafak’ın bu kitabı neden yazdığını öğrenmeye çalışıyor; “Kimsenin bugüne anlatamadığı Osmanlıyı anlatmak mı?” diyerek. Osmanlıdaki sıradan insanı ve hayvanları anlatmak istemiş söz konusu yazar. Bir roman yazmak için epey ilginç bir yaklaşım ama ne yazık ki yanlış.

Yanıtından tatmin olmamış olacak ki Arman, yeniden soruyor; “esas olarak sen bu kitabı niye yazdın?”

Yanından geçtiği camilerin nasıl yapıldığını bize göstermek istemiş Şafak. Böyle yanıtlıyor soruyu. Bir edebi yapıt neden yazılır ya da yazılmalıdır ne Arman’ın ne de Şafak’ın haberi yok. Yazarın bir sorunu olmalı. Şafak’ın bir sorunu yok yalnızca konuları var. Açıkçası bu da beni ilgilendirmiyor.

Elif Şafak olgusal bilince takılıp kalmış bir yazar. Yaşanan olgulara dayanarak yazıyor. Ancak, olguyu oluşturan etkenler Şafak’ı ilgilendirmiyor. Bunların neden sonuç ilişkileri de gereksiz geliyor olmalı yazara.

Gerçekçilik’in modası mı geçti?

Gerçekçilik, böyle yazar tipleri için yalnızca geçip gitmiş bir yazın türü. Oysa “gerçekçilik”in zamanı yoktur, zamansızdır yani her zaman geçerlidir.

Boris Suçkov, “Gerçekçiliğin Tarihi”(1)nde şöyle diyor;

“Gerçekçilik, insanı içinde yaşadığı ve hareket ettiği toplumsal çevrenin dışına akla estiği biçimde çıkarmaz, tam tersine, gerçek çelişmeleri içinde toplumsal ilişkiler diyalektiğini algılamaya ve çizmeye çalışır.” Gerçekçiliğin özünün toplumsal çözümleme olduğu açıktır. Ancak, günümüz “pop-star” yazarlarının toplumsal çözümlemeden habersiz oldukları anlaşılıyor.

Suçkov aynı çalışmasında gerçekçi yazarlar için şöyle diyor;

“Kahramanlarının iç dünyalarını, düşünce tarzlarını ve davranışlarını koşullandıran kendi çağlarının özlü çatışmalarını çizebilmişler, insan kişiliği üzerinde yıkıcı bir etkisi olan toplumsal kötülüğün kaynaklarını görebilmişlerdir.”

Şafak’a gelince öznel bilincin ötesine geçemediğini görüyoruz. Oysa yazar öznel bilincini aşıp nesnel gerçekliği yapıtında yansıtabilmeli.Buna yalnızca söyleşide yer alan romandan bir alıntıya bakıp söylemiyorum. Daha önce okuduğum kimi kitaplarına bakarak söylüyorum. Aşk, Araf gibi..

Türkçe yazamıyor.

Biliyorsunuz, Elif şafak kitaplarını Türkçe yazmaz çünkü yazamaz Türkçe bildiğini sanmıyorum. İngilizce yazar sonra Türkçeye çevrilir. Söyleşide romandan yer alan bir kısma bakınca Türkçe çevirisinin de başarısız olduğunu söyleyebilirim.

İsterseniz bir örnekle açıklayalım;

“Gördü ki takriben bir düzine sağır dilsiz, telaş içinde sağa sola seğirtmekte, bir girişten diğerine koşturmaktaydı.”

Kim gördü? Kim koşturmaktaydı? Tek bir cümlede iki fiil olmasın karşın bir özne bile yok. Türkçe bilmemeye güzel bir örnek olsa gerek. Bunun gibi daha bir çok örnek bulunabilir. Orhan Pamuk gibi Elif Şafak da Türkçe yazmayı bilmiyorlar.

Yine kitaptan alınan alıntıda boğularak ölmüş çocuk bedenlerinin “tenlerinin içinde bir mumu saklıymışçasına parlayan çehreleri” tanımı gerçekçiliğe uymuyor. Boğulmuş bedenler öyle parlamaz, morarır.

Arman iyi bir yazarın ne kadar çok ülkede satarsa o kadar iyi bir yazar olduğuna inanıyor olmalı ki, Şafak’a “…sen 41 ülke için bir yazarsın, sen, pazarın dünya…” diyerek edebiyatı kaşla göz arası meta haline getiriveriyor. Yazarken “Pazar” düşünmediğini söyleyen Şafak –belli ki yazması bitince pazar işine giriyor- roman bitince boşluğa düştüğünü ve moralinin bozulduğunu söylüyor. O zaman yazıp moralini bozmasın ve okura vakit kaybettirmesin.

Bir yazarın romanını bitirince morali bozulmaz. Sorunu olan gerçekçi bir yazar olabilseydi tabiî ki. Şafak gibilerin değil.

Söyleşide, din ile bilim arasındaki gerilimden söz eden Şafak ve Arman, Amerika’yı yeniden keşfediyorlar. Kendi cahilliklerini genelleştirerek topluma mal etmeye çalışıyorlar.

Ayrıca kitap hakkında çıkan bir iddia da “Ustam ve ben”in intihal olduğu yönünde. Jose Saramago’nun “Filllerin Yolculuğu” adlı romanından esinlendiği yönünde. Her iki kitabı da okumadığım için bir yorum yapamıyorum. En iyisi okuyup buradan yine yazmak. Ama beni pek endişelendiren bir durum var. Gazetedeki söyleşide romandan yer alan alıntıyı bile okurken öyle bunaldım ki, (yazım ve mantık hatalarından) kitabı nasıl bitiririm diye merak ediyorum.

Okur olarak ne okumamız gerektiği üzerinde daha çok düşünmeli, nasıl okumamız gerektiğini öncelikle öğrenmeliyiz ki, böyle kimseler de kendini yazar sanmasın. İyi okumalar..

Rana Ulaş

Odatv.com

Dipnotlar:

1. Boris Suçkov, Gerçekçiliğin Tarihi, Adam Yayınları, Eylül 1982, Çev. Aziz Çalışlar

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.