Haftanın Kitabı – Attila İlhan’ın romanları

0
245

Attila İlhan’ın romanları ve unutulmaz şiirileri..

Attila İlhan (1925 – 2005) çok geniş bir yelpazede eserler verdi. Şairliği kadar romancılığı, deneme yazarlığı ve senaristliği ile de Türkiye’deki edebiyat ve düşünce dünyasına damgasını vurdu.

Bu çok yönlülüğünü kendisi şöyle açıklıyor: “Yaşadığım dönemi bütün kesitleriyle, bütün sanat dallarında vermeye çalışıyorum. Ben dünyadan gittikten sonra Attila İlhan’ın şiirleri, romanları, filmleri, yazıları onun yaşadığı dönemleri hemen hemen bütün kesitleriyle gösterecek. Buna yaşadığı döneme tanıklık etmek diyor Frenkler. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum.”

Romanın dilinin farklılığı konusunu ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca çalışmasına bağlayan Attila İlhan bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazdığını okuduktan sonra farkettiğini de itiraf etmiştir.

 


1. Sokaktaki Adam, 1953

Toplumcu bir sanat, şiir anlayışına sahip olan Attila İlhan, ilk romanı Sokaktaki Adam’da Cumhuriyet kuşağı içinde yetişen, kendine, topluma ve toplumun değerlerine yabancılaşan bedbin aydın tipi olan Kamarot Hasan’ın illegal bir olaya karışmasının ve bunun sonucunda bir kavgada öldürülmesini anlatır. Aşk, sevgi, ölüm temaları üzerine yoğunlaşılan romanın ana eksenini yabancılaşma oluşturmaktadır.

“Sizin hiç her şeyinizi bir belkiye bağladığınız olmamış mıdır? Hele bazı hallerde, insan, bunu yapmak için, hayvancasına arzu duymaz mı? Bilir ki bundan sonrası, bundan evvelsine nazaran, birkaç kat daha çekilmez olacaktır. Bu, hiçbir şey değiştirmez. Arzuya baş eğer ve tam insan olmak yolunda, bir adım atmış olur.”


2. Zenciler Birbirine Benzemez, 1957

İkinci romanı, içinde yetiştiği toplumu ve değerlerini sorgulayan, yönsüzlük duygusu içerisinde bocalayan Mehmet Ali’nin Paris’te geçen günlerini ele alır. Bu iki eserinde daha çok modernist akımın izlerini görürüz.

“Neden geldiniz? diye sormadılar. “Ne yapıyorsunuz?” diye sormadılar. Değil mi ki gelmiştik, buradaydık; demek ki gelmemiz lazımdı. Ne yaptığımıza gelince; besbelli umurlarında bile değildi bu! Adam Paris’te hiçbir şey yapmayabilir: Bütün gününü kahvelerde geçirebilir. Seine boyunda geçirebilir, Eiffel’in dibinde geçirebilir; ama, yine de bir şeyler yapmış sayılır. Bu, büyük bir şeydir. Paris’tir bu be!”


3. Kurtlar Sofrası, 1963

Attila İlhan’ın 1954’ün Mayıs ayında kaleme almaya başlayıp, 1961’in Eylül ayında bitirdiği ve 1963’te yayımladığı kurgu romanı Kurtlar Sofrası, roman yazarlığında olgunluk dönemine geçişinin ilk belirtisi olması nedeniyle ayrı bir yere sahiptir. Romanda bölümler kronolojik günler olarak ayrılmıştır ve sinematografik bir kurgu mevcuttur. Karakterlerin çok çeşitli olması adeta bol figüranlı bir filmi andırır.

“Aaaa, Beyoğlu’nda ışıklar yanmış. Vitrinlerde, floresan lambaların çiğ aydınlığına bulanmış, insan etleri, kadın butları. Otomobiller, kıç kıça vermişler, Taksim’den Tünel’e uzanıyorlar. Sinemalar kusmuş. Taranmamış, kirli ve iştahlı kalabalık, enine boyuna açılıyor. Nokta nokta, pastaneleri, meyhaneleri, birahaneleri benekliyor. Fevkalade tıraş olmuş briyantinli serseriler, çirkin çirkin tüküren okul kaçakları, sinema gişelerini tutmuşlar. Bilet karaborsası açılmış. Sokağın başında gözleri kayıp, eldivenleri yırtık, burnu kızarmış müvezzi, çığlık çığlık:
– İstanbul Ekspres! Son Saat! Gece!”


4. Bıçağın Ucu, 1973

Attila İlhan’ın 1960’lı yıllarda kafasında oluşturduğu Aynanın İçindekiler altında yayımladığı ilk romanı Bıçağın Ucu’nda 27 Mayıs ihtilali öncesi sosyal ve siyasi olaylara yer verilmesinin yanı sıra, kişilerin toplumsal ve bireysel yönleri de yansıtılmıştır.

“Kafeslerin ardında, ürkmüş gazeller gibi görünmesiyle kaybolması bir olan kadınlar, nazlı gözlerini acele çekip alıyor, bıraksa geride hafif bir vanilya ya da karanfil kokusu bırakıyordu. Sokak kedileri, akşam güneşinin kızıllığıyla tutuşmuş, damdan dama birer tutam alev olarak akıyordu.”


5. Sırtlan Payı, 1974

Aynanın İçindekiler serisinin ikinci romanı Sırtlan Payı’nda kısmi geriye dönüşlerle siyasal tarihimizin en önemli evrelerinden Milli Mücadele ve 27 Mayıs dönemleri Miralay Ferid’in ve yakın çevresinin gözüyle açık ve farklı bakış açılarıyla okuyucuya sunulmaktadır. Sırtlan Payı 1974 Yunus Nadi Roman Armağanı’na layık görüldü.

“Çevredeki güngörmüş korulardan, bir yıldız kümesi olarak her sabaha karşı Boğaz’a dağılan bülbül sesleri olamaz mı? Sonra kocaman ve Osmanlı çınarlar? Sahil kahvelerindeki kibirli nargilelerin bol dumanlı felsefesi? Hatta gümüş çakıntılı semaverden yaldızlı çay bardağına karanlık bir çayın dünyayı altüst edecek önemde bir sır gibi usulca fısıldanışı.”


6. Yaraya Tuz Basmak, 1978

Sırtlan Payı’nın devamı niteliğindeki Yaraya Tuz Basmak adlı roman da Kore Savaşı’ndan 27 Mayıs’a, Türkiye’nin çalkantılı on yılı anlatır. Attila İlhan, Aynanın İçindekiler dizisini önce senaryo olarak tasarladığını söylemiştir.1950’lerin sonudur; ünlü yapımcı İhsan İpekçi (İpek Film), “Bir de İstiklâl filmi yapsaydık, şöyle kostümlü filan” der. Senaryo yazılıyor, adı Barut Ekmeği. Ne var ki tasarıdan son anda vazgeçilir. Attila İlhan “İşte sonradan Aynanın İçindekiler serüvenine atılmama neden olacak ilk adım budur.” der.

“Doğu Ekspresi’yle Ankara’ya vardı ki, şehir toz mavi bir kar altında çatır çatır buz tutmuştur: Soğuk, külrengi çelikten enli bir bıçak, insanları yukardan aşağıya doğruyor; Erzincan’ın, derinliklerinde hâlâ köpek havlamaları, sığır böğürmeleri işitilen kasaba tenhalığına oranla, Ulus Meydanı, basbayağı büyük şehir, Yenişehir tarafları ise Avrupa.”


7. Dersaadet’te Sabah Ezanları

Yazar, Aynanın İçindekiler serisinin dördüncü romanı ve 1908 öncesi tüccar bir Müslüman ailesini konu edinen Dersaadet’te Sabah Ezanları’nda 1919-1920 Aralık/Ocak ayından yaklaşık on bir yıllık geriye dönüşle II. Meşrutiyet ile İstanbul’un işgali arasındaki süreyi anlatır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik yönden Batılı devletlerin idaresi altına girişini sorgular.

“Saplı gözlüğünü ahkamla gözlerine götüren annesi, Raşel’i o an görüyormuşcasına tepeden tırnağa şöyle bir süzer, piyanoya geçmesini isterdi. Artık ya Chopin’den, ya Fauré’den ya Debussy’den bir şeyler çalacaktır: Belki insanın yüreğini, yumuşak tüylü parmaklarıyla varla yok arası elleyen bir berceuse, belki ilk gençlik yıllarında kalmış sevdaları, tedavisi gayr-ı kaabil derin gönül yaralarını tedai ettiren bir nocturne, mutlaka duygusal.”


8. O Karanlıkta Biz, 1988

Aynanın İçindekiler serisi 5. romanı O Karanlıkta Biz’de ll. Dünya Savaşı’nın dışında kalmak isteyen Türkiye’nin harcadığı çabayı anlatır. Serideki tüm romanların girişine İlhan “Bu kitapta anlatılanların gerçek kişilerle ve olaylarla hiçbir ilgisi yoktur. Onları ben, büyük bir aynanın içinde gördüm. Üstelik ayna dumanlıydı ve olmayan bir şehirde geziniyordu.” notunu düşer.

“Sonra nezih, kibar ve heyecanlı, Boğaziçi Tenis turnuvası: Mevsimin sona erdiğini duyuran kaçıcı aydınlık, sıralı sırasız bulut gölgeleri, ağaçların yapraklarından yorulmuşluğu! Sümer Palas’ın Tarabya’daki kortları, güzide seyircilerle dolup taşıyor: Harbin İstanbul’a mahkûm ettiği, hepsi Avrupa müdavimi Şişli sosyetesi işgale uğramış Balkan şehirlerinden, Türkiye’ye sığınmış soylu ve varlıklılar, yarıdan fazlası casus, ecnebi ajans temsilcileri, beynelmilel kıratta, birkaç fahişe!”


9. Allah’ın Süngüleri: Reis Paşa, 2002

Serinin 6. romanı, TBMM’nin açılmasıyla birlikte düzenli ordunun kurulmasını ve Kurtuluş Savaşı mücadelesini ele alan Allah’ın Süngüleri: Reis Paşa’dır. Attila İlhan’ın 1920 ve 1921 yıllardaki İstanbul’u, Anadolu’yu anlattığı Allah’ın Süngüleri adlı romanı belirli bir tarih altyapısına sahip olunarak okunduğu takdirde anlam kazanmaktadır. Tarih kitaplarından aşina olunan İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak, Halide Edip Adıvar, Yunus Nadi, Çerkes Ethem gibi şahsiyetler ve onlarla alakalı o yıllara ait hadiseler özenle seçilmiştir.

“Konağın harem hayatı, kuşluklara kadar uzayan görkemli kahvaltılar ya da etraf, renk renk akşam sefası, vişneçürüğü küpe çiçekleri, fildişi beyazı zambaklar, havuz başındaki çardağın altında saltanatlı, akşam çayları… Bunlar onu, izlemek ve gözlemek zorunda olduğu savaş gerçeğinden koparıyor; tekrar Constantinopole’da ilk günlerde hissettiği o duygular, içinde bir yerinde yeşeriyordu. Sanki yanlışlıkla Pierre Loti’nin ya da Claude Farrer’in bir romanına kaymış!”


10. Haco Hanım Vay, 1984

Attila İlhan’ın en çok tartışma yaratan eserlerinden Haco Hanım Vay, Şam’da başlayıp işgal İzmir’inde devam eden muhteşem bir dönem romanı. Osmanlı’nın çöküş günlerinde imkansız bir aşkı anlatır. Haco Hanım, Fena Halde Leman romanındaki Leman’ın kayınvalidesi ve onu yoldan çıkaran kadın. Attila İlhan, Fena Halde Leman ve Haco Hanım Vay adlı eserlerinde ise cinsellik sorununa cesaretle eğilerek okuru yeni bir boyut üzerinde düşünmeye yönlendirmektedir. Her iki romanda da olaylar ve kişiler kadın eşcinselliğinin, çift cinselliğin ve çifte benlik duyumsamasının gizlerini sergilemeye yönelik canlı ve renkli bir anlatımla işlenmiştir.

“Konser salonu az aydınlatılmıştı. Tavandaki muhteşem avizeyi yakmayıp, çepeçevre appliquelerle yetinmişler. Pürtüklü, pirinç sarısı bir ışık, kırçıl favorili levantenlerin altın gözlüklerinden, löpür löpür madamların paha biçilmez brochelarına, pendantiflerine yansıyor. Burundan buruna dolaşan, kokular… Hafif nemli Cenova kadifesi, İngiliz tütünü, Fransız esansı. Ne tarafa dönsen, poliletteli göz alıcı tuvaletler, gösterişli bahriyeli üniformaları, bir sürü smokin! Nasıl da kalabalık! Bunların çoğu, şehirdeki ecnebiler, Frenk Mahallesi’nin tanınmış aileleri, Körfez’deki İtilaf donanmasının güzide zabitanı! Tek tük Türklere rastlanıyor. Vilayet erkanından alafranga birkaç aile, Avrupa’da bulunmuş eşraf çocukları, bazı gazeteciler.”

Kaynak : Türk Edebiyatı
Attila İlhan’ın Romanlarında Doğu-Batı MeselesiAttila İlhan’ın Sokaktaki Adamı HasanRomancı Yönüyle Attila İlhanTürk Şiirinin Kaptanı 90 Yaşında: Attila İlhanAttila İlhan’dan İronik Bir KahramanAttila İlhan’ın Memleket Sorunu Tahlili ve Çözümü: Kurtlar Sofrası