ALTIN 270,97
DOLAR 5,7449
EURO 6,3531
BIST 105.380
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Parçalı Bulutlu
Kitaplar

Akşam | Hilmi Yavuz

09.11.2019
24
A+
A-

Bundan yanılmıyorsam 60 yıl (belki, biraz daha önce!) ‘Varlık’ dergisinde Oğuz Akalın çevirisiyle yayımlanmış bir şiir okumuştum. Şiir, ‘Akşam benim kitabım’ dizesiyle başlıyordu ve Rainer Maria Rilke’nin bir şiiriydi. Rilke’yi Behçet Necatigil hocamızdan ve elbette ‘Malte Laurids Brigge’nin Notları’ndan tanıyordum. Şiiri, kısa bir şiirdi, defalarca okuduğumu anımsıyorum. Tuhaf bir büyü etkisi! O günden bu yana, hep, ‘akşam’ benim de kitabım olsun istedim. Akşamı, bir kitaba dönüştürmek!

Ama bu kitap bir roman olmamalıydı: Attila İlhan, ‘Üçüncü Şahsın Şiiri’nde akşamları ‘bir roman’ gibi bitirmişti ve benim kitabım, bir roman olmayacaktı;- şiir olmalıydı, öyle olacaktı: ‘Akşam Şiirleri’…

1996 yazında, temmuz başında, her yıl olduğu gibi Bodrum’a, Yahşi Yalısı’na giderken, ‘Akşam Şiirleri’ne başlamaya kararlıydım: Yanıma sadece Rilke’yi ve Ahmed Hâşim’i alacak, onlardan akşamların müktesebatını tâ’lim edecektim. Şairlerden öğrenilenler, dünyanın lirizmidir: Dünya bize lirik bir obje olarak, ancak şiirlerle verilebilir, diye düşünüyordum. Akşamın lirizmini de, onların, Rilke ve Hâşim’in yolgöstericiliğinde öğrenecektim. Bunu, onlara, o ikisine borçlu olmayı çok istiyordum…

Hâşim, akşamı tekrar eder: ‘Akşam, yine akşam, yine akşam!’ Tıpkı Rilke’nin kitabının sayfaları gibi birbirini izleyerek! Akşamlar, Hâşim’le birlikte çocukluğumu bir kitabın sayfaları olarak, önüme açıyor [‘Hilmi! Aç önüne çocukluğunu’!] ve o eski püskü kitabın eprimiş sayfalarında, kimi ansa içini çeken annemi, bir sessizlik gibi çökmüş görüyordum.

Akşam, gündüz ile gece arasında, ara-konumdadır. Ben de Yahşi Yalısı’ndaki pansiyon odamın önündeki balkona, masamı akşam saatlerinde yerleştiriyordum;- akşamım lirizmini bir dile, Akşamın diline dönüştürmek için! Hâşim, ‘Merdiven’ şiirinde akşamın dilinin ruha dolan bir ‘lisan-ı hafî’ olduğunu bildirmişti. O gizli dili bulmak istiyordum ben de…

Hâşim, ‘Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar’da, Şiirin, sözle musıki arasında, sözden çok musıkiye yakın bir ‘mutavassıt bir lisan’ olduğunu da söyler. Benim için akşam’ın ‘gizli dili’, sözle müzik arasında sözden çok müziğe yakın bir yerdeydi. Belki de Rilke ile Hâşim arasında, Rilke’den çok Hâşim’e yakın bir yerde!

Akşam, benim için ‘yoksayılmış’ bir Geçmiş Medeniyetle, Şimdi arasındaydı aynı zamanda. Hem Geçmiş hem de Şimdi olabilmenin, mümkünken imkânsızlığını dayatan bu ara-konumda, Akşamın ara-konumuyla dilegetirilsin istiyordum. Sanki Geleneksel-olan’la Modern olan arasındaydı Akşam, Gündüz’le Gece arasındaydı. Tanpınar’ın ‘iki hâd’ dediği Cennet’le Cehennem değildi;-her ikisinden de birer parça edinilmiş bir yarımlık duygusuydu: ‘Herşey nasıl da bütündü bir zaman/ Şimdi bahçe eksik, güllerse yarım/ Kar yağar, hüzün bile yok ve nerdesiniz/ Ah, evet nerdesiniz yoksaydıklarım?’

Bu dizeleri acaba Tanpınar’ın ‘Îşte Tanzimat’tan sonraki senelerde kaybettiğimiz şey [..] devam ve bütünlük fikridir’ sözü mü esinledi;-bilemiyorum. Ama ben bir medeniyetin şairi olmak istedim hep,-İslam Medeniyeti’nin! Bu medeniyetin lirizmini, Akşamları bahçe’nin ‘eksik’, ‘güllerinse’ ‘yarım’ olduğunu söylemekten öte ne anlatabilirdi ki?

Oysa ‘yok sayan’ ben değildim, bana ‘yoksayma’ dayatılmıştı, ama babamdı yok saymamayı çocukluk akşamlarında (evet, akşamlarında!) bana öğreten. İnsanın kendini kimliksiz hissetmesi midir, hüznün bile olmayışından yakınması? Hani, ‘hüzün ki en çok yakışandı bize’? O bile mi yoktu Şimdi? Ah, hep o yarımlık duygusu? Behçet Hoca’nın ‘herşey yarım yârim’inden, ‘Akşamın Yarısı’nda olmak: Ve her şey geceye dönerken gitmek ve her şeyi, akşam geceye dönerken, söyleyip gitmek! ‘işte ben gittim, her şeyi söyledim gittim/ işte benden herkese/ herkese bir sonbahar’…

Şimdi Rilke’nin o benzersiz dizelerini anmanın tam sırasıdır:

‘Akşam benim kitabım, ışıldar,
Damaskodan pırıl pırıl kapakları,
Açarım altın tokasını,
Acele etmeden,serin ellerle.
Ve okurum ilk yaprağını
Mesut,samimi havasından.
İkincisini okurum,sessiz
Rüyalarımda görürüm üçüncü sayfasını…’

Rilke’nin söylemediğini, Hâşim söylüyor: ‘üçüncü sayfa’, ‘yine akşam’dır.

ETİKETLER: ,
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.