ALTIN 474,05
DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
BIST 1,1843
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Rüzgarlı

YUNUS EMRE’DEN PİR SULTAN ABDAL’A, MAHZUNİ’DEN KUL ÖKSÜZ’E ÂŞIK GELENEĞİ | Adil Okay

Adil Okay
Adil Okay Kimdir… 1957’de Antakya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu ilde, yüksek öğrenimini Adana’da yaptı. Politik nedenlerden, Adana ve Ankara cezaevlerinde yattı. 12 Eylül darbesinden sonra  illegal yollardan yurtdışına çıktı. 1981-1982 arasında bir süre Lübnan’da Filistin kamplarında kaldı. 1983’te Fransa’ya yerleşti.  1984’te, sonraları adı Yazın olarak değişen ‘Direniş’ adlı derginin yayınlanmasına katkı sundu. Sürgünde yaşadığı süre içinde, ‘Mültecinin Bunalımı adlı öykü ve ‘Yeşillerini Giyin de Gel başlıklı şiir kitapları yayınlandı. Fransa’da iki arkadaşıyla beraber, ‘Fransa Postası’ adlı aylık dergi yayınladı. Yirmi yıl sürgünden sonra, dosyalarda zaman aşımından yararlanıp Türkiye’ye dönebildi.   TÜRKİYE’YE DÖNDÜKTEN SONRA 1999’dan 2018’e kadar 16 yeni kitap çalışması oldu. Özgür Üniversite’nin ‘Kavram Sözlüğü’ çalışmasına iki madde (Barış ve Burjuvazi) yazarak katkı sundu. Çalışmalarıyla 15. Ömer Seyfettin Öykü Yarışması ile 6. Hasan Bayrı şiir yarışmasında ödüle layık görüldü. 2012 Yılında da ‘Mersin 68’liler Derneği’nin ‘Onur Ödülü’nü aldı. İstanbul, Mersin, Antakya ve Samandağ’da “Konuşan Fotoğraflar” ile “Şair Kapıları” adını verdiği fotoğraf çalışmalarını sergiledi. Çeşitli sergilerde küratörlük yaptı. Karma sergilerde yer aldı. Çeşitli panellerde, ulusal ve uluslar arası sempozyumlarda değişik konularda tebliğler sundu.   Okay’ın yazdığı kitaplardan: Hançerini Ay Işığına Çalan Adam’ (şiir) 1999’da, ‘Yirmi Beşinci Saat’ (şiir) 2006’da, ‘12 Eylül Ve Filistin Günlüğü’ (anı-belgesel) ile ‘Konuşan Fotoğraflar’ (fotoğraf) 2008’de, (40 kentte sahneye konan 2 perdelik politik – belgesel oyunu) Karanlığın İçinde Aydınlık Yüzler−Ölülerimiz Konuşuyor’ Ütopya Yayınevi tarafından 2010’da yayımlandı. 2011’de ‘Kadın Gibi Kadın −Haykırış’  ile “Tekel İşçisi Bir Kadının Uyanışı”  adlı oyunları sahnelendi. 2012 yılında Sokak tiyatrosu olarak sahnelenen “Cumartesi Anneleri” adlı oyunu, Emeğin Sanatı yayınlarınca ‘e-kitap’laştı. Yine 2012’de “Eylül Kokusu” adlı şiir kitabı Ütopya Yayınevi tarafından yayımlandı. 2013 yılında “Ben çıkana kadar büyüme e mi – Görüş Günlerinde Büyüyen Çocuklar” Nota Bene yayınlarından çıktı. Bu kitap TBMM’nde 4. Yargı paketi tartışmalarında referans oldu. 2015 Yılında “Şair Kapıları” (Fotoğraf – şiir), 2016’da “Hapishanelere Esinti Yollayalım” (İnceleme) Ütopya Yayınevi tarafından yayımlandı. “Arkası Yarın – Bir Ayrılık Hikâyesi” adlı romanı, yazarın 18. Kitabıdır.Okay’ın yazdığı Tiyatro oyunları, Türkiye’nin birçok yerinde sahnelenmeye devam ediyor. İletişim: okayadil@hotmail.com
03.12.2019
467
A+
A-


Mansr-u Hallac’ın sabrındayım ben
Seyyid Nesimi’nin darındayım ben
KUL ÖKSÜZ’ün ahu zarındayım ben
Yar içeride ben içeride mahpusuz…”

ÂŞIK MUSTAFA ÖKSÜZ (KUL ÖKSÜZ) VE ÂŞIK GELENEĞİ

Yıllar önce yeni yayınlanacak bir kitabımın dizgisi üzerine çalışmak için Ütopya Yayınevi’ne gitmiştim. Sevgili yayıncım Mustafa Çoban ile çalışmaktan yorulup mola verdiğimiz esnada kapı çaldı. Hani derler ya “nur yüzlü” bir adam girdi içeri. Âşık’mış. Avusturalya’da yaşıyormuş.  İzine gelmiş. Folklorik araştırmalar yapıyormuş.  Mustafa Öksüz nam-ı diğer “Kul Öksüz” ile ilk tanışmam böyle oldu. Onunla sohbet ederken Âşıklar, âşık geleneği tarihe mi karışıyor diye düşündüm. Lise yıllarında ağabeyim Arif Okay çok meraklıydı âşıkların değişlerine.  Tabi o zamanlar şiir mi deniyordu âşıkların yazdıklarına değiş mi, koşma mı, taşlama mı, güzelleme mi, destan mı, mani mi ya da hepsi mi bilmiyordum. Divan, âşık ve tekke edebiyatlarını etkileyen Yunus Emre’den Karacaoğlan’a, arkasında isyan geleneği bırakan Pir Sultan Abdal’dan, Köroğlu’na, Dadaloğlu’ndan  Kaygusuz Abdal’a hepsini ağabeyimin aldığı kitaplar sayesinde okumuş oldum.

Sonra 1970’li yıllarda toplumsal mücadele içerisinde başta Âşık İhsani ve Şah Turna olmak üzere kitleleri coşturan, ajitasyon yetenekleri güçlü âşıklar tanıdım.

Peki Âşık nedir. Âşık geleneğinin tarihçesi nedir?

“Âşıklar, sazlı (telden), sazsız (dilden), doğaçlama yoluyla, kalemle (yazarak) veya birkaç özelliği birden taşıyan geleneğe bağlı olarak şiir söyleyenlere “âşık”, bu söyleme biçimine “âşıklık – âşıklama”, âşıkları yönlendiren kurallar bütününe de “âşıklık geleneği” adını veriyorlar.(…)  Birçok âşık tarzı edebiyat alanında çalışan araştırmacı, âşık tarzı şiir geleneğinin Bektaşî edebiyatından doğduğu görüşünde birleşirler. Âşık edebiyatında Bektaşî düşünce ve eğilimlerinin izleri gözlenir. Âşıklar, Bektaşîlik dışı tarikatlara mensup olsalar da âşık edebiyatında Bektaşî edebiyatının ruh ve edası gözlenir.”

Konuyla ilgili başvurduğum tüm kaynaklara göre Aşık geleneği 16. Yüzyılda başlamış, 17. yüzyılda  olgunlaşmış, 20. yüzyıldan sonra ise bu geleneğin sürdürücülerinin sayısı azalmıştır.  

Âba Müslim Çelik’in dediği gibi: “Yaklaşık altı yüz yıl süren divan şiiri terk edildi. Süresini doldurdu. Düşsel konular; kiraz dudaklı, ahu bakışlı sevgililer dönemi kapandı. Kökleri Serdari, Dedemoğlu ve Yunus Emre’ye kadar varan halk şiirimizin uyaklı, redifli hece ölçüsüyle gelişen şiiri de çağının âşık yazınıyla günümüze dek geldi.

Sayıları azalsa da Âşık Sürmeli Can, Âşık Gülabi, Âşık Mustafa Sayılır, Ozan Faydasız, Âşık Fezali, Âşık Kul Öksüz ve 1985’te Moskova’da Dünya Öğrenci ve Gençlik Festivali’ne birlikte gittiğim, sürgün yıllarımda birçok etkinlikte yolumun kesiştiği Âşık Nurşani gibi âşık geleneğini sürdürenler var. Bu saydığım isimler halen iktidarlara mesafeli, toplumsal sorunlara değinen sanatçılar. Tabi her alanda olduğu gibi âşıklar arasında da “muhalif” kimliği taşımayanlar da var. Örneğin Âşık Kul Nuri, Âşık Arif Tellioğlu, Âşık Şimşekoğlu ve diğerleri.

Muhalif Âşıklar

Velhasıl muhalif veya değil âşıkların da Dengbejler gibi sayıları azaldı. Modernizmin sanata yansıması da diyebiliriz bu gelişmeye. Sone’lerin, hece ya da aruz vezni ile yazılan şiirlerin tarihe karışması, çağdaş – serbest şiirde imgenin başat olması gibi. Âşık Mahzuni arkasında tam beş bin eser bıraktı. Ki onun besteleri “tanınmış” türkücüler tarafından da yorumlandı, söylendi. Hâlâ da söyleniyor. Âşık Veysel’i de anmadan geçmemek gerekiyor. Âşıklar arasında sayılmasa da halk kültürüne büyük hizmetler veren Ruhi Su da birçok âşık gibi unutulmayacak klasikler arasında yerlerini aldılar.

Tabiat sağlıklı, uzun ömür versin sürgündaşım Âşık Nurşani ile uzun yıllardır kesişmedi yollarımız. Ama tanıştıktan sonra Kul Öksüz’le muhabbetimiz devam etti. Yıllardır ben ona yeni yazılarımı yollarım o da bana şiirlerini. Geçenlerde Mahpusların seslerini duyurmak amacıyla “Görülmüştür kolektifi” ve “redfotoğraf grubu”yla beraber açtığımız sergilerde yayınlanan mahpus şiirlerinden, denemelerinden, mektuplarından etkilenip bana bir “şiir” yazıp yolladı. Ne güzel bir dayanışma örneği diye düşündüm.

Kul Öksüz’ün şiirini ve şiiri nasıl neden etkilenip yazdığını belirttiği mektubu paylaşıyorum:

Yar İçeride Ben İçeride Mahpusuz

Çocuklar hep büyüdüler dediler
Yar içerde ben içerde mahpusuz
Tüm insanlığa uyudular dediler
Yar içeride ben içeride mahpusuz

Yiğit bedeninden sabır söküldü
Acıdı vicdanlar beller büküldü
Papatyalar açılıp dadöküldü
Yar içeride ben içeride mahpusuz

Başım değse yine hücrem olur  dar
Dertlenmedim arkadaştır bana ar
İçerimde bir küçücük umut var
Yar içeride ben içeride mahpusuz

Çok baharlar geçti yazlar da geçti
Doğa güzelleşip çiçekler açtı
Kırlangıçlar gelip üstümden geçti
Yar içeride ben içeride mahpusuz

Mansr-u Hallac’ın sabrındayım ben
Seyyid Nesimi’nin darındayım ben
KUL ÖKSÜZ’ün ahu zarındayım ben
Yar içeride ben içeride mahpusuz…”


Şiirin altına da şu notu düşmüş Kul Öksüz:


Görülmüştür (www.gorulmustur.org) grubunun bir yazısından etkilenip bu şiirimi yazdım.

Aşağıda da tutsak mektuplarından alıntılar yaptım:
2- “Büyük sevdamızın bağrında özgürlük türküleri söyleyip coşkuyla Horon tepeceğiz…”
3-“Papatyalar zamanında görüşmek dileğiyle…”
4-“Biz yine de iyiyiz, iyi kalacağız ve öyleyiz…
5-“Mutlaka bir gün sergimize geleceğiz. Ölü veya sağ olarak geleceğiz…”

“Sevgi, Barış, Hoşgörü”

Kul Öksüz, 11’lik hece vezniyle yazdığı bu şiiri sazla çalıp söylemektedir. Müzik – beste – ses olmazsa tek başına metin yetmez ondaki güzelliğe, derinliğe varmak için. Zira “Saz, âşık için ilhamı kamçılayan bir alet olup, âşıklık geleneğinin en önemli unsurlarından biridir.“

Âşıklar arasında da doğal olarak politik duruş farkları da vardır. Azımsanmayacak bir kesim sadece “Kahramanlık” ile “sevda” temalarını işleyip, suya sabuna dokunmazken, toplumcu duruşlarıyla, ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların yanında yer alan, sazını, sözünü bu kesimin hizmetine sunan âşıkların sayısı da az değildir. Âşık Mustafa Öksüz  (Kul Öksüz) de sazıyla, sözüyle ezilenlerin, ötekilerin, emekçilerin, haksızlığa uğrayanların yanında saf tutmuştur. Yine onun ifadesiyle “Sevgi, Barış, Hoşgörü” hayatındaki anahtar sözcüklerdir.  Örneğin hakkımda açılan bir davadan dolayı aşağıdaki şiiriyle bana da moral vermiştir.

“Davalar Bitmez

Bayramlar gelir geçer de

Davalar bitmez Adil’im

Halkın davası içerde

Devrimler yetmez Adil’im

Hüzünüm aslan kaşında

Sinan Cemgilin yaşında

Nurhak dağının başında

Dumanlar gitmez Adil’im

KUL ÖKSÜZ karalı olur

Güzel hep maralı olur

Yiğitler yaralı olur

Kurşun kâr etmez Adil’im…”

 “Kul Öksüz” Mahlası Nereden Geliyor?

Babası Rıza Öksüz de dönemin önemli âşıklarından olan Kul Öksüz, Çorum’un Hımıroğlu köyünde 1953 yılında dünyaya gelmiştir. Mahlası’nı ve ilk âşıklık eğitimini gençlik yıllarında Sivaslı Aşık Hasan Devran’dan almıştır. Saz derslerini de Bayram Bağdatlı, Hüseyin Fil ve Şahin Uz’dan alan Kul Öksüz bir yandan yoksullukla mücadele ederken, diğer yandan sanat hayatında gelişme göstermiş, giderek tanınan bir âşık olmuştur. Örneğin 1987 yılında Çorumlu âşıkları temsilen Hacı Bektaş-i Veli’yi anma etkinliğine katılmıştır. Tasavvuf edebiyatını, Tasavvufun Alevi ve Sünni kökenli âşıklardaki yansımalarını araştıran Kul Öksüz, Yunus Emre’den Pis Sultan Abdal’a, Hallac-ı Mansur’dan Şeyh Bedrettin’e, Çorum’dan, Bakü’ye, Erzurum’dan Kars’a kadar yolculuk yapmış, Ağrı Dağına tırmanmış, “ben”i , “aşkı, hakkı ve hakikati” aramış, muhafazakâr öğretileri sorgulamış ve sonunda demiş ki:

“Her zaman böyledir Tanrı’nın işi

Yaşatır fakire zemheri kışı

Bir araya gelse softanın beşi

Ayaklara pabuç oldurmaz neden?”

1990’da Avusturalya’ya yerleşen Kul Öksüz halen beste yapmaya devam etmektedir. “Alevilikte Saz Şairliği” adını verdiği bir araştırma kitabı hazırlamaktadır.

Sonsöz:

Kul Öksüz’e, Nurşani’ye, Fezali’ye ve bizzat tanıdığım, tanımadığım hakikatin, aşkın, barışın ve özgürlüğün sesini sazıyla, sözüyle bize duyuran – taşıyan Âşıklara bin selam olsun diyerek Onun bir şiirinden tadımlık iki mısra ile bitiriyorum diyeceklerimi. .

“Mansr-u Hallac’ın sabrındayım ben
Seyyid Nesimi’nin darındayım ben”

Kasım  2019

okayadil@hotmail.com

Meraklısı için notlar:

“Mahlas Halk edebiyatında geleneğe bağlı uygulanan bir kuraldır. Âşıkların çoğunun asıl ismi unutulmuş, mahlasları isim olarak kullanılır olmuştur. Dadaloğlu’nun asıl adı Veli, Sümmani’nin Hüseyin, Gevheri’nin Mehmet vb.’dir. Âşık geleneğe uygun olarak kullanacağı mahlası şu yollarla alır:  a)Adını, soyadını mahlas olarak kullanır.  b)Yaşayışına ve sanatına uygun olarak kendi seçtiği herhangi bir ismi mahlas olarak kullanır.  c) Bir Usta Âşıktan İmam, Pir ya da Mürşitten Alır. (…)

Özetle Âşıklık geleneklerini şu şekilde sıralamak mümkündür: Mahlas Alma, Rüya Sonrası Âşık Olma. (Bade içme), Usta – Çırak, Atışma – Karşılaşma, Leb – değmez (dudak  değmez), Askı (muamma), Dedim – Dedi Tarzı Söyleyiş, Tarih Bildirme, Nazire Söyleme, Saz Çalma.”

Kaynak:

Güney Rüzgarı. Kasım 2019.

BORATAV, Pertev Naili (1982), 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul: Gerçek Yayınevi.

Artun (Erman), 1995, “Ozandan Âşığa Halk Şiiri Geleneğinin Kültür Kaynakları”, İçel Kültürü, İçel.

Cafer Özdemir, Âşıkların dilinden âşıklık geleneği, http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt4/sayi17pdf/1diledebiyat/ozdemir_cafer.pdf

https://aregem.ktb.gov.tr/TR-12782/asik-edebiyatindaki-belli-basli-geleneksel-olgular.html

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.