Susayış | Necdet Arslan

0
63

köpüğü bulanık dalgalardan damıtılmış
sütbeyaz düşlerime dol bu gece

yeter ki
bir parça alev grisi
bir parça izi kalmış tozpembeyle gel
güzelleşen seyir defterime
ay ışıkları nakış nakış vursun

dolgun dudakları parçalayan diş izleri
kendi depremlerimizdir
susayış an’ında dipten gelen dalgalar
sarsmak için kudursun

ihanetin kabzasını kavrayarak
turkuvaz şiirleri delik deşik edenlere aldırmadan
gurup kızılı saçlarınla
şafak karası gözlerinle
gel de kurul yüreğime

ancak
gece yarılarında patlar başaklar

tiempo de amar
….*..

Aşklara vurur bülbülüm, yuvalanır gönlümün gülüstanına 
gülüşün can sıcaklığımdır üşüdüğümde, soluğun ateş 
yak savur küllerimi çölüme döneyim. 

orman fısıltıları kulağımda, rüzgar ıslıkları 
yağmur tutuşmaları, sevgi buluşmaları 
aşkın düştüğü yer… yangın 
yalnızca nefesin dindirebilir volkanımı 
rüzgarın merhem olur yarama süründüğüm 

bil ki derin kuyularında hasretimin suyu sensin 
ve nasılsan öylece gel salınışın rüzgarıyla 
ırmakların sesiyle ay serenatları dökülsün kulağıma 
dudağıma işlesin meltem meltem seher yağmurları 
gözlerinin içinde sönmüş bir tutam yıldız gibi kalayım

uçurumlara tutsak bir rüzgarım, yağmurlarla yaralı sesim 
fırtınalarda çırpınan suyum, hıçkıran ışık 
karlı dağlarda uzak bir ses gibi 
solgun bir anı’yım şimdi bu uzak kentte 
kuşların göçüp gittiği mevsimlere benziyor yüzüm 
ömrümün bütün dallarını silkeledi hayat 
umudun bütün bahçelerinden kovuldum 
bir acıyı aşmak için, bin acıyı sırtıma vurdum 

uzak düştüm saçlarıma karanfil eken yıldızlardan 
sahipsiz mezarlıklar ülkesinde çıplak dolaşıyorum şimdi 
içinden kırılmış bir gölge 
başka hangi duvara yaslanabilirki aşktan öte 
ve nasıl dayanabilirki 
sevinçler yoksa terkisinde çekilen acıların 

Ah Destina yaralı kızım, utangaç yıldızım 
yaslı gelinim, Anadolu‘m, sarı sızım, sorma beni 
baktığım her pencerede doğulu ezikliğim 
yurdundan kovulmuş bir coğrafyasızım 
çıktığım her yolculukta türküler tutuşur içimde 

şimdi uzak bir sızı da nar ile közlenip 
çoğalan yalnızlıklarla yeryüzüne dağılıyor kalbim 
kalbim ki, zemherinin ortasında kanatları üşümüş yavru bir kuş 
nereye uçsun, bir umut yoksa kanadında esen yellerin 

bırak bende başlasın bu ateş sende bitsin 
aşktan öte ne varsa kalbimde savur gitsin 
gecelerin uzun kirpiklerine yalnızlığımı iliştirip ağlayayım 

ey göğsümde nar sıcağı, çığlığıma sinen duman 
içime soğurmuş küllerini bırak kızıl bir sabahın 
bırak ki, dağılsın ıstırap yüklü bulutlar 
ateş oflayan ormanında bu ahın 

gün ışığıyla işlenmiş bir çiçeği 
koparıp göğsümün üstüne bastırıyorum her akşam 
dindirsin diye yüreğimdeki sızıyı 
tam da usumun ortasına düşerken gülbaharülkem 

Ah Destina’m, kara kızım, uzun saçlı hasretim 
kül rengi kirpiklerinde nehirler yürüyenim 
gelirsen sevdiğim çiçekleri getir 
gönlünün güneşli bahçelerinden, nilüferlerin zülüflerinden 
ve derin kuyularından hasretin, su getir 

koca İstanbulu getir bana gelirken 
mis sokağını, karanfil konağı, kitapçı dükkanlarını 
üç beş dergi, diline dolanan bir şarkıyı, bir çınar altını
mor salkımlı düşlerini getir 
istiklal caddesinde el ele dolaşan yeniyetme sevdalıları 
yıldızlarını getir bana kaygısız bir gecenin 
ayışığı gülüşünle sarıl içimdeki feryada
aşkın ateşlerinde sınanmış bir semenderim ben. 

düşsüzüm düşlerine al beni, soluksuz sevişmelerine sakla 
dudaklarınla kapat dudaklarımı, soluduğumda 
uyuduğumda, alnımdan öperek uyandır beni 
ki, denizlerin sevgiyle köpürdüğü saatlerde 
şiirin yedirenk çakılları vursun kıyılarıma 
aşk bir yanımı alıp götürsün, özlem bir yanımı 
bir ömür sevgi yağmurunla ıslanayım 

şimdi ayışığıyla süslenmiş penceremde 
sen gecegözlü güvercinimsin, özlem yüklü şiir’im 
bırak güllere vursun gülüşün, harelensin denizlerin yüreğine 
yanaklarında aşkın solmayan rengi 
saklayıp gecelere gizini, yıldızlara uzansın mavi düşlerin 

Bense çevire çevire dört duvarımı, bir ömür aşkınla böyle yanar kalayım

Nuri CAN

1985