14 Şubat Sevgililer Gününe Özel / Cemil Biçer

0
178

“Del”: acı ağrı, ölçü birimidir.

Bilim adamlarının ölçümleri sonucu insan anatomisinin ağrı eşiği 45 del acıya kadar dayanabildiği saptanmıştır. Bundan fazlası doku harabiyetine, dolayısıyla ölüme yol açıyormuş.

Ancak kadınlar, doğum esnasında 57 del’lik acı ile doğum yapıyorlar ve bu acıya direnebiliyorlar.

Serçe parmağımıza batan bir toplu iğnenin acı ölçümünün 0,01 del olduğunu göz önünde bulundurursak,”soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen”,  (!) çilekeş kadınlarımızın değerini bu empati ile anlayabiliriz sanırım.

Meydanlarda en az “beş çocuk” diyerek millete ayar veren kifayetsiz muhterisin serçe parmağına toplu iğne batmamış anlaşılan.

Bu kadın düşmanı güruha, kadınlarımızın kutsal birer varlık olduğunu anlatabilmek için başta zat-i muhteremleri olmak üzere uygarlık düşmanı mütegallibe artıklarını, acı simülatörüne bağlayıp 45 del,e kadar bir ağrı şoku verilmeli.

“öğrenmenin en kestirme ve kat’i yolu pratik yapmaktır”.

Az gelişmiş ve geri kalmış ülkelerin en temel sorunu cinsiyet ayrımcılığı ve kadın sömürüsüdür, özellikle Türkiye’nin en güncel sorunudur; kadına şiddet uygulamak, töre ve namus cinayetlerine, çocuk istismarına kadar. Küçük yaşta evlenmelere ceza yasalarında ne kadar ağır yaptırımlar uygulanırsa uygulansın bu sorunu çözmek olası değildir. Yasalarla alınacak önlemler ancak palyatif çözümler olarak kalır.

Bu sorunun çözümü uzun erimlidir ve başta din algısındaki kadının yeri olmak üzere aile ve okul eğitimlerinde, cinsiyete ve erkek egemen anlayışı engellemek sureti ile çözüme ilk adım atılmış olur.

Ülkedeki bazı siyasal iktidarların kadına ve kadın haklarına bakışı bu palyatif anlayışında çok gerisindedir. Karma eğitimi genel ahlaka aykırı bulan ve kadını sadece bir cinsel obje algısıyla ön plana çıkaran, çalışma hayatından soyutlayıp ev-aile ve çocuk bakıcısı rolü biçen, giyimini, kuşamını, konuşmasını hatta gülmesini bile toplumsal ahlakın bir sorunu haline getirip gündemde tutan bir siyasal yaklaşım ile bu toplumsal yaranın çözümü mümkün müdür?

Sevgililer günü arifesindeyiz. Kapitalizmin dayattığı, toplumun tüketim algısının ajite ettiği günlerden birine yaklaşıyoruz. Anneler günü, kadınlar günü, sevgililer günü…

Yıl 365 gün, ama bu tüketim çılgınlığına yetmiyor ya, yılı 665 güne çıkartmalı ya da sadece 24 saate dayalı bu riya ve yapaylık kokan bu manüpülatif sahtekarlığa son vermeli.

AŞK , bir günlük değil bir ömür boyu olmalıdır.

Varlığımızın kaynağı kadınlarımıza sonsuz saygı ve sevgiler dileği ile aşağıdaki bir türlü sonlandıramadığım naçizane şiirimi onlara ithaf ediyorum.

……………

Bir eylül fırtınası gibi,

Ruhumun labirentlerinde dolanıyorsun

Eşim,

Aşkım,

Sevdalım,

Vazgeçilmezim,

Sevgilimsin.

-*-*-*-*-*-